Tasavvuf hakkında
Tasavvuf kelimesi Arapça olup sufi ya da saffa kökünden gelmektedir. Safi ismi tasavvuf ehline verilir ve mutasavvuf olan kişiye denir. Türkçemiz de sufi kelimesi fazla kullanılmamıştır, onun yerine aynı manaya gelen ve Farsça olan derviş kelimesi kullanılmıştır, dervişler tasavvuf yoluna girmiş ve Allah'a yakınlaşmayı dileyen mazlum kişilerdir. Peki, ama tasavvuf nedir sıkça duyduğumuz bu kelimenin anlamı toplumumuz tarafından tam olarak bilinmemektedir, bunun sebebi ise zahiri ve batini ilimlerin birbirinden ayrılmasında yatmaktadır.
Aslında günümüzde din şeriat ve tasavvuf olarak ikiye ayrılmıştır. Şeriat Allah'u Tela'nın kanunlarını ve yasalarını bildiren Kura'nı Kerimde yer alan emirleridir, bu emirler insanın dünya hayatındaki yaşam biçimini düzenleyen, zahiri ve dünyevi boyuttadır, fakat Allah'u teala'nın şeriat emirleri Kuran'ı kerimin bir kısmını kapsar,
Kuran'ın diğer kısmı ise batini boyutta olan tasavvuf öğretisidir. Tasavvuf Allah'ın insanları, dünya hayatını yaşarken mutluğa götürecek, manevi değerleri kavraya bilecek, bir ruh olgunluğuna ulaştıran ve insanın üzerinde bulunan ilahi emanetleri, Allah-a teslim etmeyi ve bu sayede, dünya mutluluğunu, ahirette cennet hayatını kazanmayı öreten batini ve dünyaya yönelik olmayan bir öğretidir. İşte bu sebepledir ki kuranı kerimin ruhunu öğreten bu ilim, birçok din âlimi ve din bilgini tarafından unutulmuştur.
Yaratılış gereği zahire ve maddeye yönelmiş olan insanoğlu manadan uzaklaşmış ve Kuran?ın sadece şeraitini uygulayarak bunların arkasında yatan hedefi unutarak asıl amaçtan uzaklaşmıştır. Ancak tasavvuf Kuran'ın temelini teşkil ettiği ve insan, dünya ve ahiret kurtuluşu için tek geçerli öğreti olduğu için, Allah'u teala tasavvufun unutulmasını Kuran'ı Kerimin unutulmasıyla eşdeğerde tutuyor.
Evet, günümüzde tasavvuf unutulmuş ve İslam sadece şeriat şeklinde var olmaya devam etmektedir. Bu gerçek ise bizi dinin var olduğu fakat kuranın unutulduğu bir zamana götürüyor ki Allah'u teala bunu kuranda bildirmiştir. FURKAN- 30: Bismillahirahmanirrahim Ve kâler resûlu ya rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur'âne mehcûrâ (mehcûran).Ve resul: Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kuran'dan ayrıldı (Kuran'ı terk etti) dedi.
Dikkat edecek olursak eğer bu ayette, kurandan ayrılanın belli bir gurup mesela Allaha inanmayanlar değil, bütün bir kavim içinde olanı bildiriyor. Allah'u Teala, yani bu ayete göre günümüzde inanan ve inanmayanlar. Pek çok kişi kurandan ayrılmıştır yani ayette dinden ayrıldı demiyor Kuran'dan ayrıldı diyor. Öyleyse din günümüzde var olmaya devam ediyor, fakat kuran ilmi yani tasavvuf bu din içinde yer almıyor. Bunun sebebi ise dinin temelini teşkil eden tasavvuf öğretisinin unutulmasıdır.
Öyleyse tasavvuf dinde sonradan olmuş bir oluşum değil, bilakis Kuran'da var olan dinin çekirdeğini oluşturan bir öğretisidir. Bu çekirdek ise Allah'ın veli ve evliyalarıyla örettiği ilmin kudretli ve batini yönüdür. Günümüzde İslamiyet olarak anladığımız, İslam ülkelerinde benimsenen ve yaşanan din öğretisinin gerçekte, Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselamın getirdiği tasavvufun yani dinin özünün etrafına din âlimleri tarafından eklenmiş, sayısız fıkıh öğretisinden başka bir şey olmadığını bilmemiz gerekiyor.
Tasavvuf ilmi bir ilmi Allah'a götüren yolda manevi açıdan olgunlaştırarak, Allah?a ermesini yani bir ermiş olmasını sağlarken, günümüz İslamiyeti ve fıkıh âlimlerinin geliştirdiği şeriat öğretisi, insanların belli kurallara saplanarak asıl hedeften sapmalarına sebep olmaktadırlar. Bir örnek vermek gerekirse eğer bu hepimizin gayet iyi bildiği bir örnek olacaktır.
Televizyonlar da din hocalarının konuk olduğu programlar da, seyircilerden hocam zekâtımı nasıl vermeliyim, üç gün oruç tutamadım hastaydım, onun yerine kefaret versem olur mu, kurban kesmeli miyim, namaz kılarken bir sureyi yanlış okudum ne yapmalıyım? Gibi sorulardan ibaret olduğunu görmekteyiz.
Bir insan kanunlara riayet etmeye ne kadar özen gösterirse dini hedefinden ve özünden o derece uzaklaşır. Bunun sebebi ise gayet açıktır, çünkü dinde kanunlara özenle riayet eden insanın esas hedefi artık dinin emirleri özenle ve düzgün bir şekilde yerine getirmekten başka bir şey değildir, o kişi bunu gerçekleştirmek için çaba göstertecek ve örmeğin namaz kılarken usulüne göre namaz kılacak, rükû secde ve kıyam hallerini değiştirecek, parmak uçlarını seccadeden kaldırmamaya veya ayaklarını paralel tutmaya büyük özen gösterecektir.
Günümüz de artık maalesef Müslümanlara böyle kurallar ve kanunlar öğretilmekte ve insanlar bu yöne sevk edilmektedirler, bu şeytanın büyük bir tuzağıdır, şeytan kanunları bu şekilde empoze ederek insanı asli hedeften taptırmaya çalışmaktadır.
Bu asıl hedef ise Kuran'ın nuruyla aydınlanarak hayatta iken nefsimizden arınıp, bu sayede yaratıcımız olan Allah'a ulaşmamızdır, ancak nefsi arınan bir insan gerçek anlamda Allah'a kul olur ve onun cennetine layık olur çünkü şeytanın tesir alanı nefsimizin afetleridir, bunlar kesilirse nefsimizin şeytanla bağlantısı kesilir ve Allah ile olan bağlantısı artar, işte bu Allah'a kul olmaktır, bu sebeple Bismillahirrrahmanirrahim - Allah'u teala kuranda şöyle buyurmaktadır. Kim nefsini teksiye etmişse feraha ( kurtuluşa ) ermiş demektir. Şems 9. ayet.
İşte tasavvuf dinin hedefini bu şekilde tayin ederek, insanların ermiş, evliya olmasını salar, tasavvufta olmayan bir insan dinin emirlerini yerine getirir, fakat bunları dinin bir hedefi gereği olarak yapar. Çünkü o insan için bu din dinin emirlerini yerine getirmek için vardır. Tasavvufta olan bir insan ise dini emirlerini tek başına yapmayı dinin hedefleri olarak görmez. Onun hedefi aynı zamanda nefisten arınarak yaşarken Allah'a ulaşarak ermiş evliya olmasıdır.
Dinin emirleri ise bu yolda sadece vasıtadır, İslam dinin de şeriat ve kanunlar sadece bir vasıtadır asıl hedef temiz düşünüp temiz yaşamakla birlikte nefsi kötülüklerden arındırmakladır. İşte insan bu şekilde İslam mı yaşayıp nefsinin afetlerinden (kötülüklerinden) arına bilir. Kuran öğretisi de bu şekildedir. İslam'ın hedefi Allaha teslim olmaktır.
Emirler ise Allah'a ulaşma yolunda sadece bir vasıtadır. Peygamber efendimizin sahabesi Allah'a teslim olmuşlar ve tasavvufu en ince ruhuna kadar yaşamaya çalışmışlardır ve bazıları bunu tam yaşamıştır. Eğer peygamber efendimizin izinden gitmek istiyorsak kendimizi tasavvufa ve kuran ilmine vermeliyiz, tasavvuf Allah'a olan sevgiyi ve saygıyı en üst derecede tutmaktır, tasavvufun sıfatlarından en önemlileri ise kaideci, kuralcı ve sert olmamak hata yapan kişilere karşı yumuşak huylu, affedici davranmaktır, Allah'ın insana olan sevgisini, yeryüzünde insanlara en güzel şekilde sunmaktır sıratı müstakim üzerine olmaktır. İnsan tasavvufa sadece derin ve samimi bir dilekle Allah'a ulaşmayı dilemekle girer.
- Aile İçi Huzursuzlukların Giderilmesi
- Gideni Geri Döndürme
- Muhabbet Sevgi Amaçlı Çalışmalar
- İş Kısmetsizliğinin Giderilmesi
- Ayrılan Kişileri Tekrar Birleştirme
- Kısmet Açma - Büyü Engelleri






